İnsan metabolizması nasıl çalışır? Sorunlar nasıl başlar?


 

İnsan bedeninde her organın bir yaradılış nedeni vardır. Amaçsız, öylesine varolan bir organımız yoktur. Ancak biz henüz o organın nedenini ve fonksiyonlarını öğrenememiş olabiliriz.

Sizin bir otomobil olduğunuzu varsayarsak, hekim oto tamircisidir.Sizin bir hekim gibi aracınızın tüm parçaları ve özelliklerini bilmenize gerek yok.

Ancak sizin 5 duyu organınız ve sindirim sisteminizin nasıl çalıştığını bilmeniz şart. Yoksa sağlıklı yaşamanız sadece tesadüflere kalır. Bildiğiniz gibi otomobiller farklı yakıtlarla çalışır. Yeni bir otomobil aldığınız zaman ilk öğreneceğiniz bilgi hangi yakıtı kullanmanız gerektiğidir. Ne sıklıkla yakıt almanız gerektiği, yakıt azaldığında verilen uyarılarla size hatırlatılır. Aracınızın kullandığı enerji, yakıt depolama kapasitesi bellidir. Sizin de kendi yapınıza uygun yakıtları ve bu yakıtları nasıl ve ne sıklıkta almanız gerektiğini bilmeniz gerekir. Otomobilinize farklı bir yakıt almak aklınızdan bile geçmez değil mi? O zaman kendi bedenize de aynı özeni göstermelisiniz. Sizin bedeninizin uygun olmayan yakıt alımında genellikle hemen bozulmaması onun hasar görmediği anlamına gelmez. Sadece otomobille kıyaslanmayacak kadar kaliteli ve nitelikli tasarımından kaynaklanır.

Önceki satırlarda söz ettiğim gibi önce kendi Ayurvedik yapınızı( Prakruti) öğrenmeniz gerekir. Eğer bazı yapı(dosha) değişimleri ve düzensizlikler (Vikruti) varsa bunların da farkında olmanız yararınıza olur. Çünkü böylece bunları dengeleyici gıdalar alabilir, uygulamalar yapabilirsiniz.

  

Şimdi gelelim sindirim sistemimize. Sindirim sisteminiz nasıl çalışıyor?

Yani aldığınız yakıt nasıl alınmalı, nasıl dönüştürülüyor ve atıklar nasıl atılıyor?

Sindirim ağızda başlar. Yiyecekleri ağzınıza aldığınızda, dişlerinizin yaradılış amacı yiyecekleri çorba kıvamına kadar ezip parçalamak. Yiyecekler ancak çorba kıvamına gelince yutulmalı. Bunun 2 amacı var. 

Yiyecekler ancak çorba kıvamında mideye indiklerinde, orada sistem organlarını zorlamadan, başarılı bir şekilde parçalanır ve dönüştürülür.

Ayrıca yiyecekleri çiğnerken yiyeceklerin tadlarının dilimiz üzerinde bulunan alıcılar tarafından algılanması için yeterli süre geçer. Genel olarak farklı tadlar dilimizin üzerinde farklı bölgelerde algılanır. Bu bilgiler salgı yapan organlara gider. Tadlar sindirim enzimlerinin salgılanmasında önemlidir. Ayrıca bu arada yiyecekler tükürük salgılarıyla başarılı bir şekilde karışır. Bu da sindirimin önemli bir parçasıdır.

  

Burada da gördüğümüz gibi önemli olan yiyeceklerin mineral ve kalori oranlarını bilmemiz değildir. Yiyeceklerin tadlarını bilip, sizin Dosha’larınızı (yapınızı) dengeleyecek taddaki yiyeceklere odaklanmanız önemlidir.

İyi çiğnenmiş ve tükürük salgısıyla karışmış yiyecekler yemek borusundan geçer. Aşağıya, hazırlanmış midedeki asit havuzuna düşer. Burada dönüştürülür ve barsaklara geçer. Mineral ve vitaminler barsak duvarında kan dolaşımına ve lenf kanallarına geçer. Kalan posa barsaklar boyunca ilerler ve atılır. Böylece sindirim başarılı bir şekilde tamamlanmış olur.

Yiyecekler iyi çiğnenmediğinde ise henüz mide hazırlanmadan mideye iner.

Bu durumda birden çok sorun ortaya çıkar. Midede düzensiz, ihtiyaç fazlası asit salgılanır. Bu fazla asit ülser, reflü gibi hastalıklara yol açabilir. Asitin ortam ısısını yükseltip, sinir sistemini etkilemesi sonucu stres yükselir. Ayrıca midedeki asit fazlalığı gereksiz bir açlık artışını tetikler. Kişi bedeninin beslenme ihtiyacı olmamasına rağmen bir şeyler yemek ihtiyacı duyar. Kişinin          emosyonel olarak çiğnemeden yemek yeme ihtimali artar.

Yiyecekler, mide henüz hazırlanmadan mideye düştüğü için bir kısmı dönüştürülemeden barsaklara geçer. Normalde vitamin ve mineral emiliminin önemli bir kısmı barsakların ilk 1-2 metresi içinde olur.

Ancak tam dönüştürülemeden barsaklara geçen yiyecekler aşağıya doğru ilerlemeye devam eder. Böyle bir durumda zaman aleyhimize çalışır. Nedenini günlük yaşamdan örnek vererek şu şekilde örneklendirebiliriz.

Ortalama standart oda ısısı 22 derecedir. Biliyorsunuz yiyecekler tüm gün oda ısısında tutulursa bozulmaya başlar. Bu nedenle buzdolabında saklıyoruz. Barsaklar ise 36 derecedir. 36 derece sıcaklıkta kapalı nemli bir ortam olan barsaklarda dönüştürülememiş yiyecekler 3-5 saat içinde bozulur.

Vitaminler ve mineraller bozulup toksin haline gelmesine rağmen barsak duvarından kan duvarlarına ve lenf yollarına geçer. Böylece kişi zehirlenmeye ve toksin biriktirmeye başlar. 

Lenf yolları vücudun sokakları gibidir. Nasıl, bir şehirde sokakların açık olması işlemin yürümesi için çok önemli ise, vücutta da öyledir. Sokaklardan bir farkı elastik ve çift taraflı geçirgen olmasıdır. Toksinler lenf yollarına yapışarak akış trafiğini engelleyip azaltmaya başlar. Bu durumda, iç basınç artışıyla sıvıların sıvıların lenf yolları dışına çıkmasıyla dokularda ödemler oluşur. Toksinlerin dışarıya çıkıp birikmeleriyle kist ve tümörler oluşabilir.

Ayrıca enerjini düşmesine de bu açıdan açıklama yapılabilir. Lenf yollarındaki yoğunluktan dolayı dokuların ihtiyaçları gerektiği kadar hızlı karşılanamaz. Bundan başka vücudun  koruyucu güvenlik birimleri, yeterince hızlı müdahale edemez. Bu da vücudun direncinin düşmesine yol açar ve hastalıklara açık bir yapı ortaya çıkar.

Yaş ilerledikçe enerji ve direncin düşmesinin en önemli nedeni yavaş yavaş toksinler tarafından tıkanan ve akış hızı azalan lenf yollarıdır. Hiç bakım yapılmayan bu kanallar yaşlanmayı hızlandırır ve yaşlılık belirtilerinin ortaya çıkışını hızlandırır.

Tiroid, pratik açıklamak gerekirse, bir elektrik trafosu gibi çalışır.Stresten çok çabuk etkilenir.

Pankreas da stresten çok etkilenen bir organımızdır.

Karaciğer çok önemli bir organdır.O kadar önemlidir ki, bir kısmı kesildiğinde büyüyebilen tek organımızdır.250 tane fonksiyonu vardır.

Bu fonksiyonlardan biri safra salgılamasıdır. Safra salgısı ağırlıkla sindirim enzimleri ve kan filtresi atıklarından oluşur. Karaciğerin içinde beklemesi zarar verebileceği için karaciğerin alt kısmına yapışık olarak bulunan safra kesesinde biriktirilir. Barsaklara yiyecek teması sonucu salgılanır. Pankreas salgısı ile aynı kanalda birleşerek barsaklara akar. Safra kesesi günde ortalama 20 kez dolup boşalır. Normalde hemen, salgıları boşaltabilir diye hep dolu durur.

Kişinin stresi yükseldiği zaman, safra kesesi dolu olmasına rağmen, karaciğer salgı üretir. Bu karaciğerde birikerek zarar vermeye başlar. Karaciğerden beyine giden uyarılar, kişide (beslenme amacı olmamasına rağmen) emosyonel, ani yemek yeme arzusu başlatır. Böyle bir durumda sakin bir şekilde çiğneyerek yemek yemek mümkün olmaz. Kişi çoğunlukla yiyecekleri çok çiğnemeden yutma eğiliminde olur.

Yiyecekler mideye hazırlanma fırsatı bırakmadan hızla mideye iner. Yiyeceklerin bir kısmı midede dönüştürülemeden oniki parmak bağırsağına iner. Uyarıcılar safra kesesindeki salgının barsaklara boşalmasına yol açar. Karaciğere zarar vermekte olan salgılar, safra kesesine geçer. Karaciğer rahatlar, siz de rahatlarsınız. Ancak barsaklarda yiyeceklerin çürüme süreci başlar yani zehirlenmeye başlarsınız.